Brüj rehberi, ya da bi’ çikolata masalı

Posted on May 30 2016 - 3:33pm by Arzu

Seyahat yazısı konusunda hiç iddialı değilim, ben hayran olduğum şehirlere dair aşk yazısı yazmayı seviyorum :)

Bu bir seyahat rehberinden daha ziyade ilk görüşte aşkın öyküsü :)

O kadar sıkılmıştım ki…

Taksim’den Unkapanı’na doğru Haliç’i geçerken sol yanımda kalan ucube köprüden…

Her caddede, her köşebaşında hiçbir kritere tabi olmaksızın en devasa zevksizlikle tasarlanıp asılmış dükkan tabelalarından… Belediyeciliği refüjlerle göbeklere çiçeklerden avam şekiller yaptırmak sanan vizyonsuz yöneticilerden…

Tarihinin izlerini günden güne yitiren şehirden, onu dalga dalga saran zevksiz, kişiliksiz binalardan… Gözlerim acıyordu artık. Hadi dedim kendi kendime, yine gitmenin zamanı gelmiş.

bruj

“Güzel” bulduğum her şeyi çook seviyorum. Lezzeti, dokusu, görünüşü, kokusu güzel olan her şey aşırı cezbediyor beni. Son yıllarda bu güzellik, estetik takıntısı iyice obsesyon  halini aldı. Fırsat buldukça kendimi başka şehirlere atıyorum. Güzel sokakları, göz alıcı manzaraları, enfes galerileri, müzeleri olan şehirler…

Brüj bunların arasında en çok hayal ettiğim şehirdi. Gayet uygun fiyatlı bir bilet bulup Pegasus’la Sabiha Gökçen’den atlayıp Brüksel’e gittik. Havalimanında metro-tren vs… olmadığı için kişi başı yaklaşık 20 Euro gibi bir fiyat karşılığı Shuttle’la Brüj’e geçtik. Ortalama 2 saat süren inanılmaz keyifli bir otobüs yolculuğuydu. Şehirlerde insan yok, inek çok… Çayır çimen, alabildiğine yemyeşil, insanı mutluluktan öldürecek kadar yeşil ve temiz, yalnızca otlayan inekler var. Şaka gibi bir coğrafya… Böyle geçti 2 saat.

Brüj zaten minicik şehir. Ama ana terminale iniş yapınca ilk birkaç dakika büyük hayal kırıklığı yaşadık. Çünkü önceden gördüğümüz o kartpostal gibi manzaralardan eser yoktu. Otelimizi bulmak için yürümeye koyulup da old city’e yaklaştıkça beklediğimiz kanallar, daracık sokaklar, resim gibi evler ve o şahane ortaçağ havası sarıp sarmalamaya başladı.

Brüj şaka gibi bir şehir. Ben hala gerçek olduğuna inanmıyorum. Bir masal diyarı adeta.

Brüj’de nerede kalınır diye soracak olursanız, nacizane tavsiye, her Avrupa şehrinde yaptığım gibi, şehrin tarihi meydanlarına yakın yerleri seçin derim. Uzak yerlere gitmek gündüz daha kolaydır. Ama geceleri yapılacak aktivite ve gezilerin otele yakın olması daima avantaj. Brüj’de de 2 büyük meydan var, Grote Markt ve Burg Markt. En güzel publar, restoranlar da bu meydanların etrafında konumlanmış durumda. Dolayısıyla o meydanlara yakın otelleri tercih edebilirsiniz.

Bolca deniz ürünü, çikolata ve waffle yiyip bin bir çeşit Belçika birasının ve şahane şarapların tadına bakabilirsiniz.

Yeme içme kısmını direk geçiyorum, bu şehrin her köşesinden muhteşemlik akan, adeta doğayla insanın müthiş işbirliğiyle oluşturulmuş bir tablo gibi görünüşünü ezberleyin.

Ekran Alıntısı

Beguniage’i mutlaka görün. Taaa 12. Yüzyılda inşa ettirilen şahane Katolik manastırı bugün hala Orta Çağ’da geçen bir film setini andıran Brüj’e çok yakışıyor. Geçmişte Haçlı Seferlerinde eşleri ölen dul kadınlara ev sahipliği yaparmış bu manastır. Bugünse Benedictine Tarikatına mensup rahibelere. Dünyanın en yeşil, huzurlu ve sessiz noktalarından biri olduğuna yemin edebilirim

Oraya giderken yeryüzündeki cennetten, Minnewaterpark’tan geçeceksiniz. Lake of love diyorlar. İçinde gamsız, dertsiz kuğuların şiir gibi süzüldüğü kartpostal gibi bir göl Minnewater.

Bir gece Belfort Kulesi’ne çıkıp şehri bir de oradan seyredin. Bizim Lady Kilisesi’ne (The Church of Our Lady) gidip Brüj’lü Madonna heykelini görün ve Michelangelo’ya var olduğu için bir kez daha teşekkür edin.

Bu şehri gezerken gördüğünüz her cm2 ‘yi hafızanıza kazıyın. Çikolata kokulu sokakları  içinize çekin. 5 duyunun tamamına bu kadar hitap eden çok az yer var çünkü…

 

 

 

 

 

Leave A Response